24 Ocak 2013 Perşembe

asla takdir etmeyen ebeveyn yogaya karşı...

bilen benim son 3 aydır yoga diyerekten delirdiğimi, delirmenin boyutlarını abartıp tüm boş vakitlerimi yoga stüdyosunda geçirdiğimi, bikramı, powerı derken sıyırdığımı bilir.

tabi bu yoga yanlısı faaliyetlerim hayatım boyunca edindiğim tüm faaliyetlerim gibi asla yeterli görülüp takdir edilmiyor sevgili ailem tarafından.

zaten tek takdir ettiklerinin 2 senedir bir işe sahip olmam olduğunu düşünür ve gelecek planlarımın arasında işi gücü bırakıp yoga yapmak olduğunu duysalar sanırım oracıkta yoga okuluma dava açarlardı.

neyse kendimden benim bile beklemeyeceğim bir istikrarla sürekli yogamı asla es geçmeden yaşarken ve hatta boş zamanlarımda evimi 35 dereceye kadar ısıtıp deli gibi strechinglerimi falan yaparken  artık yıllardır takdir edilme isteğimden mi yoksa annemin tarikatmışcasına öcü gördüğü yoganın muhteşemliğini aileme kabul ettirmeye çalıştığımdan mı bilmiyorum. anneme bakasanayı anlatmaya başlıyorum, bak anne böyle ellerinin üzerinde duruyorsun dizlerini koltuk altına koyuyorsun ayakların havada...

hani tamam sonuçta bunu yapabilmek için 3 ay her gün kolları morarana kadar çalıştığını söyleyen asistanlar olabilir ama azıcık da insan hani yapılması zor bir şeyi kısa sürede yapınca diyor tamam bu sefer oldu aferin süper falan diyecekler... arkadaşın yoga yaparken çektiği fotolardan gönderip annemden şunu duyuyorum, hııı ben de ayakları kaldırıyoruz diyince çok yükseğe falan kaldırıyorsun sandım bir şey yokmuş.

yok tabi anne, yok tabi plankten ayakları yan düşürüp tek el tek ayağın yanı yerdeyken havadaki elinin işaret parmağıyla havadaki ayak baş parmağını tutup öne çekerek bacaklarını öne arkaya full açmanın da sana göre bir değeri yok ama hoca dahil 2 kişiyiz yapabilen sınıfta demiyorum, aman sen yaparsın çocukken de esnektin zaten diyor çünkü... gelmişim 26 yaşına yetenek sizsinizde ouuuv yapılacak şeyleri 3 ayda yapabiliyorum desem olsun yaa çocuken de esnektin sen diyeceğini biliyorum çünkü....

siz bu yaşa gelip olimpiyatlara gönderilecek olsam hııı ee giderdin sen ama işini aksatma bak diyecek bir ebeveyn nedir bilir misiniz? muhtemelen bilmezsiniz...

peki handstande ben de yapıyordum gençken ben de bir şey yaptın sandım diyen bir babanız olsa?

ya da olmasın bence... bazı insanlar çocuk yapmasın, yaşama sevincini ve bir şeyler başarmış olma hissini elinden almasın insanların... ne dersiniz?

12 Ocak 2013 Cumartesi

iki elim var ve yeryüzüne tersten basabilirim ben...


dünya düzenini tersine çevirmek gibi bir niyetim yok, orada bir anlaşalım; ama dünyaya tersten basabilirim ben... ayaklarım gökyüzünde  ellerim yerde yürüyebilirim. 

neden bilmem ben uzun bir zamandır kaçmaktaydım, uzun zamandır durmadan koşmaktaydım belki de...  başıma bir ton garip şey geldi, bir ton şeyden korktum, bir ton şeye sevindim, bir ton şeye ağladım, bir ton şey etrafımdan yok oldu gitti...

Ve her şey gelip geçerken, her şeyle savaşır, her şeye kızar, her şeye güler, her şeye üzülürken o beni dinledi. Kocaman bir ağaç düşünün heybetli ve dallarını göğe uzatan, kökleri yeryüzüne uzanan, toprakla birleşen ve derinlerde benim göremediğim bir yerde son bulan, sanki sonsuzmuşcasına göe uzanan... dallarının arasında minik kuş yuvaları ve yüzyıllardır ayakta kalmanın heybetiyle uzamakta ısrar eden bir ağaç... 

benim dallarım kırık... 

benden çalı bile olmaz... 

ben de kökümü, dalımı toplamış dert yanarken heybetinin gölgesinde... hiç dinlememezliğe getirmedi o beni... hiç ayıplamadı, hiç kızmadı, üzmedi... neden bilmem... Heybetli olmak ve göğe erebilmek böyle bir şey olmalı... 

Ben seyyar bir çalı koşup dururken ve sürüklenirken fırtınalarda ve yine geçtiğim yolların ihtişamını veya  felaketini anlatırken ona arada bir durup cevap verirdi yalnızca... "bak, benim görüşümü sorarsan, akıl vermek gibi olmasın ama..." der sayardı bana... 

yiğitlik ben de kalacak ya... ben her şeyin en doğrusunu bilirim ya, kabul etmezdim hiçbir söylediğini ve içten içe bilirdim 1 hafta sonra lafına geleceğimi... 

neden bilmem, yıllar boyunca hiç pişman olmadım önünde çırılçıplak kendim gibi durmaktan ve gizlimemekten kendimi...

o bir ağaçsa benim de çiçeklerim vardı, o yeryüzüne uzattıysa ayaklarını ben ayaklarım havada ters durmuş ellerimin üzerinde bir o kadar muhteşemdim kırılganlığıyla dallarımın... 

Ve ben hiç vazgeçmemişken, hala koşarken ve bilmem neden...  

her şey üstüste gelmişken ve kararsızlıklarımla dikilirken, her şeyi bırakmak üzereyken ve yine ı ıh bırakma derken o bana durdum.


durmak çok muhteşem bir şeymiş... bir daha koşmamak... olduğun gibi olmak ve kalmak... değiştirmek istemeden, değiştirmeden ve tüm değiştirme isteğine karşı koyarak...

hayat bir kişisel gelişim projesi olmamalı belki de... kişisel farkedişten ibaret yaşamalı insan hayatı... 

ve sevdiğini değiştirmek yerine, olduğu gibi kucaklamalı... belki dallarında kuşlar ve toprak altında nice kökleriyle, belki de benim gibi amuda kalmış meyveleri tek tek düşerken yeryüzüne...