12 Ocak 2013 Cumartesi

iki elim var ve yeryüzüne tersten basabilirim ben...


dünya düzenini tersine çevirmek gibi bir niyetim yok, orada bir anlaşalım; ama dünyaya tersten basabilirim ben... ayaklarım gökyüzünde  ellerim yerde yürüyebilirim. 

neden bilmem ben uzun bir zamandır kaçmaktaydım, uzun zamandır durmadan koşmaktaydım belki de...  başıma bir ton garip şey geldi, bir ton şeyden korktum, bir ton şeye sevindim, bir ton şeye ağladım, bir ton şey etrafımdan yok oldu gitti...

Ve her şey gelip geçerken, her şeyle savaşır, her şeye kızar, her şeye güler, her şeye üzülürken o beni dinledi. Kocaman bir ağaç düşünün heybetli ve dallarını göğe uzatan, kökleri yeryüzüne uzanan, toprakla birleşen ve derinlerde benim göremediğim bir yerde son bulan, sanki sonsuzmuşcasına göe uzanan... dallarının arasında minik kuş yuvaları ve yüzyıllardır ayakta kalmanın heybetiyle uzamakta ısrar eden bir ağaç... 

benim dallarım kırık... 

benden çalı bile olmaz... 

ben de kökümü, dalımı toplamış dert yanarken heybetinin gölgesinde... hiç dinlememezliğe getirmedi o beni... hiç ayıplamadı, hiç kızmadı, üzmedi... neden bilmem... Heybetli olmak ve göğe erebilmek böyle bir şey olmalı... 

Ben seyyar bir çalı koşup dururken ve sürüklenirken fırtınalarda ve yine geçtiğim yolların ihtişamını veya  felaketini anlatırken ona arada bir durup cevap verirdi yalnızca... "bak, benim görüşümü sorarsan, akıl vermek gibi olmasın ama..." der sayardı bana... 

yiğitlik ben de kalacak ya... ben her şeyin en doğrusunu bilirim ya, kabul etmezdim hiçbir söylediğini ve içten içe bilirdim 1 hafta sonra lafına geleceğimi... 

neden bilmem, yıllar boyunca hiç pişman olmadım önünde çırılçıplak kendim gibi durmaktan ve gizlimemekten kendimi...

o bir ağaçsa benim de çiçeklerim vardı, o yeryüzüne uzattıysa ayaklarını ben ayaklarım havada ters durmuş ellerimin üzerinde bir o kadar muhteşemdim kırılganlığıyla dallarımın... 

Ve ben hiç vazgeçmemişken, hala koşarken ve bilmem neden...  

her şey üstüste gelmişken ve kararsızlıklarımla dikilirken, her şeyi bırakmak üzereyken ve yine ı ıh bırakma derken o bana durdum.


durmak çok muhteşem bir şeymiş... bir daha koşmamak... olduğun gibi olmak ve kalmak... değiştirmek istemeden, değiştirmeden ve tüm değiştirme isteğine karşı koyarak...

hayat bir kişisel gelişim projesi olmamalı belki de... kişisel farkedişten ibaret yaşamalı insan hayatı... 

ve sevdiğini değiştirmek yerine, olduğu gibi kucaklamalı... belki dallarında kuşlar ve toprak altında nice kökleriyle, belki de benim gibi amuda kalmış meyveleri tek tek düşerken yeryüzüne...

Hiç yorum yok: