23 Şubat 2013 Cumartesi

platonik bir aşk...meşk mi yoksa?

Bu aralar yumurtalarım mı sapıttı yoksa martın yaklaşmasının kedilerle beraber benim üzerimde de çılgın bir etkisi mi var bilmiyorum... 
Hayatta yapmayacağım şeyler yapıyorum... Ve herhalde bunun en bomba tarafı da platonik bir aşka yelken açmam... Aşk da değil de, aşk diyelim kibar olsun... 

Hayatımda hiç platonik aşık olmamıştım ben... Yani insan birisinden hoşlanmak için onu tanımak ister, konuşmak ister, gülmek ister bir şey ister... Yok! 

Benim yumurtalıklar tüm bedenin kontrolünü ele geçirmişcesine elalemin adamının üzerine hayalden hayale koşar olmuşlar, ki en azından bunların yarısında giyinik olsak içim yanmayacaktı benim.

Neyse şimdi tabiki sosyal çevremiz içerisinde elalemin adamına gidip, selam ben sizinle çok çılgın şeyler yapmak istiyorum, mümkünse bi tuvalete kadar gidebilir miyiz diyemiyoruz... Demeyelim de zaten...

Ama şu var.... Yüzüne baktığın( ki ben bakmıyorum yüzüne, bakamıyorum o derece), aynı ortamda bulunduğun her saniyeyi grinin elli tonu kitabı kıvamındaki hayallerde geçirdiğin adamla nasıl konuşabilirsin? 
Konuşamıyorum, hayır etraftaki herkesle konuşuyor bir kendisine gelince göz göze gelmemeye çalışarak ufka bakıyorum. 

Allah lisenin belasını versin.. 

Ben en son platonik aşkları lisede gördüğümden, aşkımı( buna ne kadar aşk denir bilemiycem ama neyse) ufka bakarak, konuşamayarak, göz göze gelmemek için yamularak ve hüzünle adamın bana asılmasının hayallerini kurup asansörlerin fazla dar oluşuna hayallerimde üzülerek geçiriyorum.

Bir duygularını ifade edemeyen olmadığım eksikti dünyada, onu da tamamladım. Böylece bloğumun adını da kısaca tekil ilişkilerde bile trajediyim olarak değiştirebilirim ben...


Eli değse oracıkta ölüveren liseli kız kontejyanımı bu aşkla doldurmuş olurum herhalde.... 


26sında eli eline çarpınca kalp krizinin eşiğinde olmak da güzelmiş... 

Her yaşta bir şey öğreniyor insan...

Hiç yorum yok: